Entelektüel yayıncılıkta yeni bir açılım.

  • Unutulmuş Filistinliler

    Bu kitap, hikâyeleri başladığında salt yüz bin kişiden oluşan ve bugün 1,5 milyondan fazla olmayan bir grubun öyküsünü anlatan ilk teşebbüs değildir. Bu grup, çok kalabalık olmamasına rağmen ilgiyi hak ediyor. Sosyal bilimler alanındaki birçok araştırmanın çok sayıdaki teorisi için vaka incelemesi –ya da daha ziyade test konusu– olmuştur ve halen olmaya devam etmektedir. Bu nedenle bugüne kadar yapılmış en iyi çalışmalar, kronolojik veya tematik olsun, bu grubun yaşamının belirli yönlerine odaklanmıştır. Bu etkileyici akademik hasadı bir araya getirmenin en iyi yolu nitelikli bir şekilde hazırlanmış bir kitap yayınlamaktır ve umuyorum bunun ortaya çıkması uzun sürmeyecektir. Bu kitap ayrıca gerçeği azınlığın gözünden anlamak için girişilen mütevazı bir çabadır. Onları sadece cefa çeken bir topluluk olarak değil, aynı zamanda Filistin halkının ve tarihinin doğal ve organik bir parçası olarak görmektedir. Hikâye 1947’den, yani bugün İsrail olan bölgenin hâlâ Filistin olduğu tarihten itibaren takip edilmezse bu topluluğun nelere maruz kaldığı anlaşılamaz. Hikâyemizin başladığı yer de tam burasıdır.

  • Gilles Deleuze'ün Zaman Makinesi

    Felsefe, Nietzscheci bir anlamda her zaman vakitsizdir. Felsefe ne bir tarih felsefesi ne de sonsuzluğun felsefesidir, “zamana karşıdır, umuyorum ki, bir gelecek zamanın lehindedir”. Yabancılaşmanın, şeyleşmenin, hıncın öldürücü güçlerine karşı daha büyük bir direniş stratejisi de mevcut değildir. Deleuze’ün bir zaman filozofu olması, onun bir yaşam filozofu olması demektir: Yaşamı ve yaşamın vakitsiz yaratım güçlerini doğrulayan kavramların bir mucidi... Deleuze’ün kitaplarının büyük bölümü, hem felsefeciler için hem de sinema araştırmacıları için Fransız sinefilin film eleştirisi olarak görünür. Felsefeciler bu metinlerin çok az maddi unsur içerdiğini düşünebilir ve sinema araştırmacıları da bunların unutulsa daha iyi olacak bir döneme geri dönüş olduğunu hissedebilir. Çağdaş film araştırmalarının bakış açısından Deleuze’ün fikirleri, İngilizcedeki film teorisi çalışmalarının hâkim tonunun çok uzağında olmakla kalmayıp aynı zamanda bu tona düşmandır.

  • Sistemik Deprem ve Dünya Düzeni

    "Sistemik Deprem, hâlihazırda gezegenimizi sarsan kargaşalara ustaca bir teşhis koyarken, hızla gelişen küreselleşmenin karmaşık ve değişken şartları altında siyasi hayatın çeşitli boyutlarına cevap üreten bir dünya düzeni çerçevesinin nasıl oluşturulacağına dair ayrıntılı projeksiyon içeren bir vizyon da sunmaktadır. Kitap deprem metaforuna dayanarak teorik ahenge ulaşmıştır. Davutoğlu niçin bu metaforu kullandığını da açıklamaktadır. Analiz ettiği siyasi gelişmeler -tıpkı güçlü bir depremde olduğu gibi- dünya düzeninin jeopolitik, güvenlik, ekonomik ve yapısal boyutları da dâhil asli temellerinin şiddetle sarsıldığına işaret etmektedir. Davutoğlu, bu dönemde insanlığın yüzleştiği kendine has şartlar silsilesine ilişkin tutarlı açıklamalar üretmeyi önemseyerek her boyutu, ferasetle ve aydınlatıcı bir şekilde derinlemesine izah etmektedir." Richard Falk

  • Yönetimin Kültürcesi

    "Yönetimin Kültürcesi", toplumsal kültürümüzü biçimlendiren temel faktörleri tanıma ve bu faktörlerin ilişkilere, yönetsel süreçlere, liderlik tarzlarına etkisini anlama çabasıdır. Davranışlarımıza, yönetsel ilişkilerimize yön veren tarihsel birikimi, kültürel değerleri ve zihniyeti çözümleme gayretidir... Türkiye’de kültürün yönetim üzerindeki etkilerini araştırmaya yönelik çalışmalarda, toplumsal kültürel değerlerin tespiti yapılmış fakat bu değerlerin nedenleri üzerinde durulmamıştır. Değerleri doğuran tarihi birikime, ekonomik ve toplumsal koşullara yeterince değinilmemiştir.

  • Bilmenin Yolları

    Bu kitabı, çağdaş sosyal bilimlerin başlıca iki metodolojik geleneği olduğunu düşündüğümüz (yukarıda pozitivizm olarak ifade ettiğimiz şeye denk düşen) natüralizmi ve (göreceğiniz gibi, genel olarak “yorumculuk” olarak kullanılan kavrama tekabül eden) konstrüktivizmi kapsayacak ve tartışacak biçimde tasarladık. Bu iki metodolojiyi karşılaştırarak bu geleneklere mensup uzmanların inceledikleri dünyayı görme ve anlama tarzlarındaki farklılıkları vurguladık. Bunun ardından da belirli yöntemlerin, her bir metodolojik gelenekte nasıl farklı biçimlerde kullanıldıklarına baktık.

  • Üniversitenin Kullanımları

    En eski toplumsal kurumlarımızdan biri olmasına rağmen üniversite bugün kendini toplum içinde yepyeni bir konumda bulmaktadır. Yeni rolüyle yüzleşirken dayanacağı pek az teamülü, değişimin çıplaklığını örtmek için yavan sözlerden başka pek az şeyi vardır. Yavan sözler ve bir zamanlar burasının ne olduğuna dair nostaljik nazarlar yerine, üniversite bugün içinde bulunduğu dünyanın gerçekliğine dair titiz bir bakışa ihtiyaç duymaktadır. Üniversitenin temel gerçekliği, yeni bilginin ekonomik ve toplumsal büyümedeki en mühim etken olduğuna ilişkin yaygın kabuldür. Üniversitenin görünmez mahsulü olan bilginin kültürümüzdeki en kuvvetli yegâne unsur olabileceğini, mesleklerin ve hatta toplumsal sınıfların, bölgelerin ve hatta milletlerin yükselişine ve düşüşüne tesir ettiğini ancak yeni yeni algılıyoruz.

  • Asya-Pasifik Çalışmalarında Yeni Ufuklar

    “Asya-Pasifik Yüzyılı” üzerine bu çok boyutlu tartışmanın Türk kamuoyunda son yıllara kadar çok etkili olmadığı söylenebilir. Uluslararası ilişkiler disiplininden bakarsak, Asya’nın yükselişinin Türkiye açısından “can alıcı” bir konu olmamasını kısmen anlamak da mümkündür. Türkiye’nin Batı ittifakında yer almakla birlikte orta ölçekli bir güç olması (dolayısıyla Çin’in yükselişini dengeleme ya da engelleme imkanının olmaması), yükselmekte olan Asya ülkelerinde ekonomik ve kültürel nüfuzunun az olması (örneğin Hindistan ile değil, Pakistan ile ayrıcalıklı bir ilişkisinin olması), Türkiye’nin dış politikada başlıca ilgi ve eylem sahasının Ortadoğu ve Balkanlar gibi daha yakın coğrafyalar olması ve ihracat pazarının Avrupa odaklı olması gibi faktörler bu kayıtsızlığı beslemiş olabilir. Bu açıdan bakıldığında, Asya’nın yükselişi Türkiye’nin öngördüğü değil, “maruz kaldığı” bir olgu olmuştur.

  • Dönüşen Diplomasi ve Türkiye

    "Dönüşen Diplomasi ve Türkiye" 21. yüzyılda diplomasinin temel alanlarını kendi içindeki süreklilik ve dönüşümlerle beraber ele almayı hedefliyor. Bunu yaparken, kitabın her bölümü, ele aldığı meseleyi hem genel anlamıyla hem de son bölümünde Türk dış politikası ve diplomasisindeki karşılıklarıyla değerlendiriyor. Dolayısıyla her bir bölüm diplomasinin hangi boyutunu ve alanını ele alıyorsa o alanla ilgili olarak ya Türk dış politikasını değerlendiriyor ya da Türk dış politikasından örnekler vererek meseleyi ele alıyor.

  • Üniversite

    Üniversitelerin ve üniversite kolejlerinin ortaya çıkış koşulları ile sonraki gelişimleri arasındaki ilişkileri dakik bir şekilde ele alan Delbanco, derin bir misyon bunalımı içindeki çağdaş üniversitenin yörüngesine dair üretilen muhtemel cevapların dikkate alması gereken konu başlıklarını listeliyor. Hızlı ve kestirmeci cevaplar yerine, üniversitelerin mevcut soru/sorunlarının iyi bir şekilde incelenmesi için ilgilileri nitelikli bir üniversite tartışmasına zihnen hazırlıyor. Delbanco’nun özellikle Amerikan üniversitelerinden dünyaya yayılan üniversitenin kültürel yaşamına dair gözlem ve değerlendirmeleri de çağdaş eleştiriler içinde en derinlikli ve incelikli yapılanlardan biri.

  • Osmanlı Kudüs’ü

    Kitap, 18. yüzyılda Osmanlıların Kudüs’teki siyasetinin nasıl şekillendiğini incelemekte; bu oluşumdaki araçları, kaynak yarattığı aracıların kimler olduğunu ve bunların etkinliklerini ele almaktadır. Devleti temsil eden veya taşradaki varlıklarıyla onun gözü olan kimselerin ve reayanın şikâyetleri de bu çalışmanın konusu içindedir. Kent kimliğini oluşturan unsurların ne olduğu ve Osmanlı coğrafyasında Kudüs’ün özgünlüğünü doğuran koşullar bu anlamda önem arzetmektedir.

  • Fısıldaşan Şehirler

    Erken modern dönemde Avrupa ve Ortadoğu arasında gerçekleşen bilgi akışı hakkında kaleme alınan bu çalışmanın merkezinde İstanbul’da doğan bilgiyi Londra ve Paris’teki muhataplara sözlü, el yazılı ve basılı iletişim araçları ile taşıyan sürecin araştırılması yatıyor. Bu tarz süreçlerin geçmişte var olması erken modern dünyayı araştıran tarihçilere pek de şaşırtıcı gelmez. Gelgelelim, erken modern tarihte dolaşımın dinamiklerine dönük ilgi gitgide artsa bile fiilen coğrafi engelleri ve dil engellerini aşarak cereyan eden gündelik iletişimin hakiki mekanikleri hakkında henüz pek az çalışma vardır.

  • Birinci Dünya Savaşında Suriye

    Çalışmamız, Birinci Dünya Savaşı dönemi Suriye tarihinin sosyal ve ekonomik yönlerine katkıda bulunmasının yanında, Suriye’deki farklı gruplara karşı hükümet politikalarını ve bunların sosyal neticelerini aydınlatarak diğer çalışmaları tamamlamaktadır. Kitap, Suriye topraklarındaki hükümet politikaları ve bunların Dünya Harbi sırasındaki toplumsal etkileri üzerine önemli bir katkıdır. Anlatıların çoğu, ulus ötesi, alternatif bir perspektif ortaya koyarak günümüz Arap dünyasının sorunlarına ışık tutmaktadır. Mekân ve şahıs isimleri editör tarafından tutarlılık amacıyla standartlaştırılmıştır.

  • Akademinin Yönetimi

    "Akademinin Yönetimi"; yükseköğretim yönetimi alanında seçkin araştırmalarıyla tanınan bir grup öğretim üyesinin yetkin makalelerini içermektedir. Yükseköğretim yönetimi ve ekonomisi ile lisansüstü eğitimdeki değişimler üzerine önemli eserleri bulunan Ronald G. Ehrenberg tarafından derlenen eser, Amerikan üniversitelerini merkeze alarak konuyu pek çok boyutuyla incelemektedir. Konuyu araştıran uzmanlar kadar, üniversite yöneticileri ve mensupları tarafından da zevkle okunabilecek bu eser Yükseköğretim Çalışmaları dizisini de zenginleştiren bir mahiyete sahiptir.

  • Gandhi Ânı

    Gandhi’nin temel görüşlerinden birisi şudur: Siyasal işlerin gerçek öznesi devlet değil vatandaştır. İşte bundan dolayı Gandhi için “görev” meselesi çok önemliydi. Bu görüşler temelinde Gandhi antik Hint kavramı ahimsayı çağdaş sivil ve demokratik bağlama ilintili hale getirmede başarılı olmuştur. Başarısının bir göstergesi günümüzde olumlu değişim için beşeri arayışta şiddetsizliğin devam eden cazibesidir. Yazar bu kitapta, küresel karar alma sürecinin daha fazla demokratikleşmesi ile modern egemenlik ilkelerine şiddetsizlik kavramının dâhil edilmesinin nasıl iç içe geçtiğini ve birbirini desteklediğini analiz etmektedir. Ulaştığı sonuç şudur: Gandhici fikirler, şiddetsizlik (şiddet dışı yöntemlerle mücadele) uygulamasının dünyamızda barışı tesis etmek için güvenilir tek zemin olduğunu göstererek, güç kullanma eğilimine sahip küresel siyasetçilerine hâkim olan düşünme biçimine karşı çıkar.

  • Körfez Krizi Kıskacında Katar

    Bu kitabın hazırlanmasında kısa vadeli bir amaç olarak krizin ilk yılını çeşitli bakış açılarıyla belgelemek, analiz etmek ve “alınan dersler”in bir ilk değerlendirmesini sunmak üzere, Katar Vakfı’yla bağlantılı muhtelif kurum ve kuruluşların entelektüel kaynaklarından ve uzmanlıklarından yararlanılması hedeflendi. Uzun vadede ise, bu kitabın, ablukanın özelde Katar toplumunda, daha geniş bağlamda ise bölgede ve uluslararası toplulukta yarattığı etkilerin ve bu tarafların krize yönelik yanıtlarının benzersiz ve derinlemesine bilgi verici bir kayıt olarak kullanılması umuluyor. Çalışma, birbiriyle örtüşen ama birbirinden ayrı bu iki amaç göz önünde bulundurularak Katar ablukasının ilk yılında ortaya çıkan dinamiklerin ender ve eşsiz bir görsel kaydını oluşturan (ve Georgetown Üniversitesi Uluslararası ve Bölgesel Çalışmalar Merkezi’nden Suzi Mirgani tarafından temin edilen) bir dizi fotoğrafla tamamlanıyor.

  • İsmet Özel ve Partizan

    İsmet Özel’in karakteristik özelliklerine ve bir bütün olarak entelektüel ve politik biyografisine dair bir açıklama modeliyle, parçacıl ve eklektik okumalara karşı çıkarak tutarlı, bütünsel bir anlatı kurmak isteyen bu çalışmaya karşı “gençlik dönemini genelleştirdiği”, sonraki dönem çalışmalarını (“Bir Yusuf Masalı”nı örneğin) gençlik evresine (“Evet, İsyan”a) indirgediği, göreli bir biçime evrensel ve mutlak bir statü verdiği türünden itirazlar geliştirilebilir. Hiç şüphe yok ki İsmet Özel’in muhtelif eserlerinin her biri spesifik olarak üzerine düşünmeyi ziyadesiyle hak etmektedir. Bu çalışma bir soyutlamaya dayanan genel bir modeldir.

Yeni Çıkanlar

Medeniyetlerin Ben-idraki
Ahmet Davutoğlu

Son dönemde en çok kullanılan ama üzerinde en az tefekkür edilen kavramların başında medeniyet ve onunla irtibatlı tanımlamalar gelmektedir. Bu kitap, kapsayıcılığı, bütüncül niteliği ve oluşturduğu geniş anlam haritası ile son derece önemli bir muhteva barındıran medeniyet kavramı ve teorisi etrafında bir zihnî yenilenme gerçekleştirebilmek amacıyla kaleme alınmıştır.

Medeniyet Dönüşümü
Ahmet Davutoğlu

Bugün Müslüman toplumların aydınları ve siyaset yapımcıları bu yüzleşmeyi düşünce özgürlüğü içerisinde rasyonel ve samimi bir şekilde gerçekleştirmekle sorumludurlar. Bu kitap böylesi bir yüzleşmeyi yapabilmek amacıyla daha Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kaleme alınmıştı. Şimdi Türkçe olarak yayınlanan bu eserin, son çeyrek asırda zarureti daha da belirginleşen böylesi bir yüzleşmeye katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.