Entelektüel yayıncılıkta yeni bir açılım.

  • Osmanlı Deniz Ticareti

    Osmanlı denizleri diyebileceğimiz bilhassa Karadeniz, Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden yapılan iç ve dış ticaretin bütün yönleriyle araştırılmasının önemi ve Osmanlı deniz ticaretinin ulaştığı düzeyin anlaşılması için çok daha fazla araştırma yapılması gereği ortaya konulmaya çalışıldı. Ulaşımın esas itibarıyla deniz yollarından gerçekleştiği Osmanlı dönemi ticaretinin ayrıntılarını anlamamıza yardım edecek (ticaret gemilerinin seyahat izinleri demek olan izn-i sefine ve gümrük kayıtları gibi) arşiv belgelerine dikkat çekildi. Uluslararası deniz ticaretinin önemli temsilcileri olan Venedik, İngiltere, Fransa, Hollanda ve Rusya gibi devletlerin Osmanlı denizlerindeki ticaretini, Osmanlı ticaretinin bir parçası olarak inceleme zaruretine işaret edildi. Osmanlıları görmezden gelerek bu kadim coğrafyadaki gelişme ve değişimleri sağlıklı biçimde değerlendirme imkânı yoktur. Ayrıca bu araştırmalar sırasında devletlerarası ilişkilerin seyrinin deniz ticaretine müspet veya menfi etkisinin boyutları da dikkate alınmalıdır.

  • Şiir, Milliyetçilik, İslâmcılık

    Kitap, muhtevası, yayın tarihi ve yazarı itibariyle Türk modernleşme tarihi bakımından mutlaka dikkate alınmayı hak eden bir öneme sahip bulunuyor. Zira Ahmed Muhiddin bu eserinde, Türkiye’nin 18. yüzyılın sonlarından 1920’lere kadar olan varoluş mücadelesini, fikrî serüvenini kuşatıcı bir bakışla resmetmeye çalışmakta; bu süreç içinde yerli dinamiklerle Batılı tesirlerin rolü, etkili akım ve şahsiyetlere hakim olan zihniyet yapısı gibi konularda çarpıcı tespitler yapmaktadır. Söz konusu süreci öncelikle dâhilî nedenlerle izah etmeye çalışması, yaşanan zihniyet dönüşümünün muharriki ve taşıyıcısı olarak modern şiiri görmesi, bu dönüşümü gerçekleştiren ilk neslin kendi kültür köklerine bağlı olduğunu, buna mukabil Batıcılığın ancak bu köklerden uzaklaşılması ile ortaya çıktığını tespit etmesi, dinin Türk toplumundaki belirleyiciliğinden hareketle, yaşanan dönüşümün dinî bir hüviyete sahip olduğunu belirtmesi bu çerçevede dikkat çeken değerlendirmeleridir

  • Osmanlı Medreselerinde İlim

    Osmanlı bilim tarihi, İslâm bilim tarihinin ihmal edilen ve az işlenen bir alanıdır. Geniş çerçevede Osmanlılarda, dar çerçevede Osmanlı medreselerinde riyâzî ve tabiî bilimlerin eğitim-öğretimiyle ilgili şimdiye kadar müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Konuyla ilgili istenen ölçüde herhangi bir çalışmanın mevcut olmayışı, hal tercümesi kaynaklarındaki bilgi kıtlığından ve konuyla ilgili kaynaklara inilmeyişinden ileri gelmektedir. Gerçekten de başta kronikler ve haltercümesiyle ilgili eserler olmak üzere Osmanlı kaynaklarında, vakalar ve tayinler birinci planda gelmekte, siyasi hadiseler ve nasblar, aziller ağırlığı teşkil etmektedir.

  • Mihrap, Minber ve Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar üzerinde en çok tartışılan ve ideolojik-siyasi boyutlarıyla daima gündemde tutulan konular arasında din en başta gelir. Hiç şüphesiz Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin belirleyici problemleri arasında İslam’ın bu yeni düzendeki yerinin ne olacağı meselesi önemli bir yer tutuyordu. Cumhuriyet’in kurucu dinamikleri açısından İslam, bir taraftan geleneksel dünyanın en esaslı parçası hüviyetiyle yeni düzen için bir tehdit unsuru olarak değerlendirilirken, öbür taraftan da rejimin toplumsal meşruiyetini sağlama potansiyeli sayesinde göz ardı edilemeyecek fonksiyonel bir güce sahipti. Bu paradoksal kargaşa Türk siyasi tarihine ve laiklik yorumuna da damgasını vurmuştur.

  • Otur Baştan Yaz Beni

    Oto/biyografi "men arefe nefsehu" sırrının peşinde koşmaktır. Ve sanki insanlık iki binli yıllarda bu sırrı daha çok merak etmeye başladı. Son on yılda dünyada biyografi enstitülerinin sayısı önemli bir artış gösterdi. Biyografiyi yeniden kavramsallaştırma ihtiyacını tetikleyen belki de yeni elektronik ve dijital teknolojilerin baskısı, Facebook’tan Twitter’a, iPhone’dan iPad’e, kişilerin postmodern gösteri(ş) dünyasına eskiden saklı kalan yönleriyle biletraf görünmelerini sağlayan çağın meydan okumasıdır. Biyograf aynı yüzün çelişkili versiyonlarıyla boğuşmak göreviyle karşı karşıya kaldı. Türün üretimi ve teorizasyon, biyografik tezahürü teşkil eden özün tanımı genişledi; sadece yazılı değil, görsel, grafik, dijital hayatlar var artık. Biyografi kendi hikayesinin ve kariyerinin çok heyecanlı ve zorlu bir aşamasında.

  • Demir Duvar

    Kitabın konusu, başlıktan da anlaşılacağı gibi, savaş ve barış arayışları esnasında İsrail’in Arap komşularıyla ilişkileridir. Ancak kitap Arap-İsrail anlaşmazlığının kapsamlı bir tarihinden ziyade, İsrail’in Araplara yönelik siyaseti hakkındadır. Kitabın bütününde vurgu İsrail üzerindedir: İsrail dış politikasının Siyonist temelleri, İsrail dış politikasının iç siyasi bağlamı, İsrail’in algı, taktik ve stratejileri. Başka bir deyişle bu kitabın konusunu İsrail ve Araplar arasındaki ilişkiler değil, aktörlerden birinin, yani İsrail’in tavrına yakın-plan bir bakış oluşturmaktadır.

  • Romanperver İktisatçı

    Bir dizi konuşma ve konuşma üsluplu kısa yazılardan oluşan bu kitapçık, son çeyrek yüzyıldaki roman’tik iktisat ve toplumbilim okumalarımı harmanlıyor. Ana fikrini iç içe üç üçleme ile dillendireyim: Modernlik üç kâğıttır. Üç matbû (basılı) kâğıt: Kâğıtpara, gazete ve roman. Kâğıtpara olmasaydı Kapitalizm, gazete olmasaydı Ulus, roman olmasaydı Birey olmazdı. Kapitalizm, Kanaat Ekonomisi değil; ulus Millet değil; birey de İnsan değil.

  • Üniversiteyi Yeniden Kurmak

    "Üniversiteyi Yeniden Kurmak" içinde, David John Frank ve Jay Gabler modern (veya postmodern) kültür çalışmalarına ve kültürün merkezinde duran üniversite tahliline etkileyici bir katkı sunuyorlar. Bunu, yirminci yüzyılın çoğu boyunca dünya çapındaki üniversitelerde akademik sahaların ve konu başlıklarının yükseliş ve nispi düşüşlerinin izini sürerek yapıyorlar. Kitaba dâhil olan hususi veri setlerini yaratmak büyük bir başarıdır. Onları sistematik olarak analiz etmek daha da büyük bir yaratıcılıktır. Ayrıca, modern üniversitenin gerçek doğasını kavramamızı sağlayan bir yorumlama şeması inşa etmek olağanüstü bir teorik katkıdır.

  • Osmanlı Medreseleri ve Avrupa Üniversiteleri

    " Osmanlı Medreseleri ve Avrupa Üniversiteleri", 1450-1600 arası dönemi merkeze alarak Avrupa üniversiteleri ile Osmanlı medreselerini mukayeseli olarak inceliyor. Osmanlı medreseleri hakkındaki bilgileri son araştırmaların ışığında sistematize eden yazar, bu kurumları örgütsel ve kurumsal işleyişi bakımından Avrupa’daki muadilleri ile incelikli şekilde karşılaştırıyor. Avrupa üniversite tarihi hakkında da ayrıntılı bilgiler içeren eser, yükseköğretim araştırmaları için bir başvuru kaynağı olarak önemli bir boşluğu dolduracaktır.

  • Yükseköğretimin Örgütlenmesi

    "Yükseköğretimin Örgütlenmesi"; yükseköğretim çalışmaları alanının en seçkin uzmanları tarafından kaleme alınan makalelerden oluşmaktadır. Yazarlar bu alanın tarihini, kurucu ve geliştirici araştırmacılarını, öne çıkan açıklayıcı teorik modellerini ve temel kavramlarını ayrıntılı biçimde tartışmaktadır. Eser, yükseköğretim çalışmaları alanını tanımak isteyenler için bir rehber olmanın yanı sıra, çeşitli kademelerdeki üniversite yöneticileri için de önemli tartışmalar ihtiva etmektedir.

  • Üniversite Fikri

    Platon akademisinden İskenderiye kütüphanesine, orta zamanların farklı kültür ve medeniyetlerinde karşımıza çıkan yükseköğretim kurumlarına ve nihayet günümüzün tüm dünyaya yayılmış üniversitesine kadar hemen hepsi bilgi yolunun kutsal bekçisi gibi görüldü. Ancak üniversite son yüzyıl içinde tüm dünyada büyük bir yeniden yapılanma geçirdi ve bu yapılanma üniversiteye biçilen misyon üzerinde büyük fırtınalar koparan tartışmaların fitilini ateşledi. Üniversite nedir sorusuna cevap arayan birçok bilgin için bu konu günümüzün en çetin meselelerinden biridir.

  • Sinema Nedir!

    Her dönemin sineması belirli teknolojiler, teknikler, tarzlar ve türlerin ağına yakalanır; Bazin’in sinema görüşü savaş sonrası dönemdeki ağın ötesine geçer. En çok alıntılanan sözlerinden birine çok önem veririm: “Sözün özü, sinema henüz icat edilmemiştir.” Sinemanın geçmişten geleceğe uzanan rotasının peşinden gitmek, Bazin’in Qu’est-ce que le cinéma?’da üzerine yoğunlaştığı “serüveniydi.” Bazin’in artık boşverdiği, 1958’e hiç benzemeyen bir dönemde bu sözü unutulmaması gereken bir “iddia” olarak görüyorum. “Sinemanın varoluşu, özünden önce gelir” sözünden hareketle Bazin kendi kitabının sorusuna asla bir cevap vermemiş olmasına ya da benim mahsus kışkırtıcı başlığımı kabul etmeyecek olmasına rağmen yine de sinemanın özüne dair birkaç söz edebiliriz.

  • Arap Dünyasının Krizleri

    Ortadoğu’nun krizlerle yüzleştiği bu dönemde Munsif Merzûkî, makaleleriyle bir yandan Arap dünyasının ufkunu sarmış karabulutları ve yaşanan krizin/çöküşün acı boyutlarını gözler önüne sererken, diğer yandan çözümün anahtarını ve yöntemlerini sunmaya çalışıyor. Tarih tasavvurunu değiştirmeden, “şanlı tarih” yanılsamasından kurtulmadan, iyisi-kötüsüyle tarihin gerçekleriyle cesurca yüzleşmeden geçmişin doğru anlaşılamayacağını ve dolayısıyla ileriye dönük sahih bir gerçeklik üretilemeyeceğini salık veriyor. Arap yönetimlerinin, elitlerinin ve halklarının gerçek meselelere eğilip çözüm bulmaya çalışmak yerine sürrealist ideolojik mücadeleler ve boş tartışmalarla uğraşmasını eleştiriyor. Arap dünyasının içine düştüğü durumdan salt dış güçleri sorumlu tutmak yerine, içerideki görülmek istenmeyen yapısal marazları ortaya döküyor.

  • Güç ve Refah

    Bu kitap, kendisini meydana getiren tarihi anlamadan bugünün dünya ekonomisini veya daha genel olarak dünyayı anlamlandıramayacağınız inancıyla kaleme alınmıştır. Bugünkü küreselleşme ve onun ekonomik ve politik sonuçları, bir boşluktan değil, oluşumu bin yıl olmasa bile yüzyılları bulan dünya çapındaki dengesiz ekonomik gelişme sürecinden kaynaklanmıştır. Zamanında bu süreç, birçok dünya bölgesinin sadece ticaret, göç ve yatırım yoluyla değil, zaman içerisinde politik ve kültürel olarak da birbirleriyle etkileşime girdikleri değişen şekillerle oluşmuştur. Bir yanda bölgeler arası ticaretin model ve gelişimi arasındaki bu iki taraflı etkileşimi, bir yanda da uzun dönemli küresel ekonomik ve politik gelişmeleri anlamak bu kitabın temel amacıdır.

  • Türkiye’de Çağdaş Sosyoloji Konuşmaları

    2018 yılı itibariyle ülkemizde yaklaşık 100’ün üzerinde sosyoloji bölümü bulunmakta, binlerce akademisyen alanda çalışmakta, muhtelif teorilerle bilimsel üretim yapılmaktadır. Bu derleme, bu dev bilimsel faaliyetin içerisinde alandaki önemli akademisyenlerle yapılan refleksif bir muhasebenin ürünüdür. Sosyolojinin eleştirel gücü, P. Bourdieu’nün belirttiği gibi “kendi bakışını nesneleştirebilen bir bakış”a sahip olan refleksif bir bilim olmasında saklıdır. Bu kitap bu refleksif yeteneğe çağrı yaparak, hem Türkiye’deki sosyoloji mirasının eleştirel bir yeniden hatırlanmasına hem halen alanda etkin aktörlerin kendi pratiklerine yönelik refleksif nesnelleşmesine hem de Türkiye’de çağdaş sosyoloji çalışmalarının topografik bir haritasını çıkarmaya niyetlenmiştir. Elbette ki burada ortaya çıkan manzara Türkiye’deki sosyolojinin birebir haritası değildir ancak önemli teorik yönelimleri temsil eden etkili akademisyenlerle Türkiye’de sosyoloji alanındaki teorik konumlara yönelik birlikte bir soruşturmadır.

  • Standartlar Nasıl İşler?

    Bu kitapta standartları “iyi”, “kötü” veya “doğru” “yanlış” olarak ayırmaya ve tanımlara göre değerlendirmeye çalışmıyoruz. Standartların yerlerine geçtikleri grupları, sayıları, insanları, süreçleri eksik veya yanlış temsil edip etmedikleri bu kitabın sorunsallaştırdığı meseleler bağlamında ikincil öneme sahip. Mesela istatistiklerin insan gruplarını “doğru” temsil edip etmediği sorusundan ziyade tam da bu grupları nasıl kurduğunun daha önemli bir soru olduğunu düşünüyoruz. Bir başka deyişle, standartların farklı şekillerde yaşadığımız dünyayı nasıl kurdukları, şekil verdikleri ve dönüştürdükleri bu kitabın esas meselesini oluşturuyor. Standartlaşma sürecinin aydınlanmamış evrelerinin ifşa edilmesi aslında güç ilişkilerinin de ifşa edilmesi anlamına geliyor. Standartları bu şekilde ele alarak standartlaşma süreçlerinin üstünü örttüğü politikliği yeniden görünür kılmak derdindeyiz.

  • Medeniyetlerin Ben-idraki

    Kapsamlı bir zihniyet yenilenmesine ve arınmasına ihtiyaç hissettiğimiz bu kritik tarihî eşikte her şeyden önce kavramlarımızı ve onların üzerinde bina ettiğimiz anlam haritalarımızı yeniden inşa etmek zorundayız, çünkü kavramsal arınma ve berraklaşma olmaksızın zihnî arınma ve yenilenme gerçekleştirilemez. Kavramsal derinliğe sahip olmayan bir zihin düşünce üretemez. Ortak kavramsal zemin geliştirememiş bir düşünce ortamında ise zihinlerin iletişime geçmesi mümkün olmadığı için ortak toplumsal kültür iklimini teşkil edebilmek de mümkün olmaz. Medeniyetlerin Ben-idraki; medeniyet kavramı ve teorisi etrafında böylesi bir zihnî yenilenme gerçekleştirebilmek amacıyla kaleme alınan makalelerin bir bütünlük içinde derlenmesinden oluşmaktadır.

  • İnsani Bir Çalışma İlişkisi

    İşyerinde verimlilik, hakkaniyet ve söz hakkı arasında bir denge kurulabilir mi? Bu kitap, mezkûr soruyu normatif düzlemde ele alarak bir dengenin mümkün ve gerekli olduğunu belirtiyor. John W. Budd’un analizi, kerteriz noktasını sadece çalışanlarla işverenler arasındaki güç eşitsizliğiyle ilgili geleneksel görüşe değil, aynı zamanda insan hakları, mülkiyet hakları ve etik ile ilgili günümüz düşüncelerine yerleştirerek bu dengeye erişmenin alternatif yöntemlerini arıyor.

  • 17. Yüzyılda Tersâne-i Âmire

    16. yüzyılın başlarından itibaren denizlerde önemli bir güç haline gelen Osmanlı Devleti’nin merkezi tersanesi ve deniz üssü İstanbul’daki Tersâne-i Âmire idi. Gemi inşa gözleri, mahzenleri, kârhaneleri, zindan ve idari binaları ile bu kurum, Akdeniz ülkelerindeki tersanelerin en büyüklerinden biriydi ve 16. ve 17. yüzyıllardaki tek rakibi Venedik tersanesi ile benzerlik arz ediyordu.

  • Medeniyet Dönüşümü

    İslam medeniyetinin dayandığı zihnî temel ve tarihî tecrübe birikimi, küreselleşme ile birlikte karşı karşıya kalınan ontolojik, epistemolojik, aksiyolojik ve ekolojik krizlere çözüm teşkil edecek niteliklere sahiptir. Bugün Müslüman toplumların aydınları ve siyaset yapıcıları bir taraftan bu nitelikleri bir zihniyet açılımına döndürebilecek ürünler ortaya koyabilme diğer taraftan da karşı karşıya kalınan meydan okumaları rasyonel bir şekilde çözüme kavuşturabilme sorumlulukları ile yüzleşmek zorundadır. Bu yüzleşme tam bir düşünce özgürlüğü ile ne kadar kısa sürede ve ne kadar verimli bir şekilde gerçekleştirilebilirse İslam dünyası da o derece etkili bir şekilde tarihî akış içindeki yerini alabilir. Bu eser aslında böylesi bir yüzleşmeyi Soğuk Savaş’ın daha ilk yıllarında yapabilmek amacıyla kaleme alınmıştı.

Yeni Çıkanlar

Medeniyetlerin Ben-idraki
Ahmet Davutoğlu

Son dönemde en çok kullanılan ama üzerinde en az tefekkür edilen kavramların başında medeniyet ve onunla irtibatlı tanımlamalar gelmektedir. Bu kitap, kapsayıcılığı, bütüncül niteliği ve oluşturduğu geniş anlam haritası ile son derece önemli bir muhteva barındıran medeniyet kavramı ve teorisi etrafında bir zihnî yenilenme gerçekleştirebilmek amacıyla kaleme alınmıştır.

Medeniyet Dönüşümü
Ahmet Davutoğlu

Bugün Müslüman toplumların aydınları ve siyaset yapımcıları bu yüzleşmeyi düşünce özgürlüğü içerisinde rasyonel ve samimi bir şekilde gerçekleştirmekle sorumludurlar. Bu kitap böylesi bir yüzleşmeyi yapabilmek amacıyla daha Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kaleme alınmıştı. Şimdi Türkçe olarak yayınlanan bu eserin, son çeyrek asırda zarureti daha da belirginleşen böylesi bir yüzleşmeye katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.