Entelektüel yayıncılıkta yeni bir açılım.

  • Medeniyetlerin Ben-idraki

    Kapsamlı bir zihniyet yenilenmesine ve arınmasına ihtiyaç hissettiğimiz bu kritik tarihî eşikte her şeyden önce kavramlarımızı ve onların üzerinde bina ettiğimiz anlam haritalarımızı yeniden inşa etmek zorundayız, çünkü kavramsal arınma ve berraklaşma olmaksızın zihnî arınma ve yenilenme gerçekleştirilemez. Kavramsal derinliğe sahip olmayan bir zihin düşünce üretemez. Ortak kavramsal zemin geliştirememiş bir düşünce ortamında ise zihinlerin iletişime geçmesi mümkün olmadığı için ortak toplumsal kültür iklimini teşkil edebilmek de mümkün olmaz. Medeniyetlerin Ben-idraki; medeniyet kavramı ve teorisi etrafında böylesi bir zihnî yenilenme gerçekleştirebilmek amacıyla kaleme alınan makalelerin bir bütünlük içinde derlenmesinden oluşmaktadır.

  • İnsani Bir Çalışma İlişkisi

    İşyerinde verimlilik, hakkaniyet ve söz hakkı arasında bir denge kurulabilir mi? Bu kitap, mezkûr soruyu normatif düzlemde ele alarak bir dengenin mümkün ve gerekli olduğunu belirtiyor. John W. Budd’un analizi, kerteriz noktasını sadece çalışanlarla işverenler arasındaki güç eşitsizliğiyle ilgili geleneksel görüşe değil, aynı zamanda insan hakları, mülkiyet hakları ve etik ile ilgili günümüz düşüncelerine yerleştirerek bu dengeye erişmenin alternatif yöntemlerini arıyor.

  • 17. Yüzyılda Tersâne-i Âmire

    16. yüzyılın başlarından itibaren denizlerde önemli bir güç haline gelen Osmanlı Devleti’nin merkezi tersanesi ve deniz üssü İstanbul’daki Tersâne-i Âmire idi. Gemi inşa gözleri, mahzenleri, kârhaneleri, zindan ve idari binaları ile bu kurum, Akdeniz ülkelerindeki tersanelerin en büyüklerinden biriydi ve 16. ve 17. yüzyıllardaki tek rakibi Venedik tersanesi ile benzerlik arz ediyordu.

  • Medeniyet Dönüşümü

    İslam medeniyetinin dayandığı zihnî temel ve tarihî tecrübe birikimi, küreselleşme ile birlikte karşı karşıya kalınan ontolojik, epistemolojik, aksiyolojik ve ekolojik krizlere çözüm teşkil edecek niteliklere sahiptir. Bugün Müslüman toplumların aydınları ve siyaset yapıcıları bir taraftan bu nitelikleri bir zihniyet açılımına döndürebilecek ürünler ortaya koyabilme diğer taraftan da karşı karşıya kalınan meydan okumaları rasyonel bir şekilde çözüme kavuşturabilme sorumlulukları ile yüzleşmek zorundadır. Bu yüzleşme tam bir düşünce özgürlüğü ile ne kadar kısa sürede ve ne kadar verimli bir şekilde gerçekleştirilebilirse İslam dünyası da o derece etkili bir şekilde tarihî akış içindeki yerini alabilir. Bu eser aslında böylesi bir yüzleşmeyi Soğuk Savaş’ın daha ilk yıllarında yapabilmek amacıyla kaleme alınmıştı.

  • Alternatif Paradigmalar

    Bugün İslam dünyasının, uluslararası sistemden sürekli şikâyet eden ancak küreselleşme sürecinde onun yeniden yapılanmasına katkıda bulunma dinamizmi gösteremeyen görüntüden çıkarak tevhid ilkesinin öngördüğü insanoğlunun ontolojik eşitliğine dayalı kapsamlı bir medeniyet açılımının öznesi olma sorumluluğunun gereğini yerine getirmesi gerekmektedir. Günümüzde kendisi siyasal, ekonomik ve kültürel ayakları ile büyük bir bunalım sürecinden geçmekte olan uluslararası sistemin reformu bağlamında sarfedilecek her çaba, birçok kriz kuşağının da, geleneksel siyasal düzenlerin de merkezinde bulunan İslam dünyasını ve Müslüman toplulukları doğrudan etkileyecektir. Çeyrek asır önce Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bir bütün olarak insanlığın, İslam dünyasının ve ülkemizin kritik tarihî eşiklerden geçtiği bir dönemde kaleme alınan bu çalışmanın Türkçede okuyucularla buluşmasının bugün de ihtiyaç hissettiğimiz zihniyet yenilenmesine katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.

  • Yönetebilen Türkler

    Bu kitapta yer alan 12 Girişimci/Yöneticiden sekiz tanesi için “Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk kuşak sanayicileri” diyebiliriz. Yaşça en büyükleri olan Vehbi Koç 1901, en küçükleri olan Sakıp Sabancı ise 1933 doğumludur. Genelde 1920’lerde doğmuşlar. Bu sekiz çınar ağacına, bugün aramızda bulunan ve doğum tarihleri 1944-63 arasında değişen dört girişimciyi daha ekledik. Elbette bunlar arasına girecek daha çok sayıda girişimci/yöneticimiz var; ölü veya sağ. Fakat ne yazık ki, çoğunun hayat hikâyesi yazılmamış! Hikâyesi yazılmayanlar, Arapların deyişiyle “ke en lem yekün”dür, sanki hiç yaşamamış! Kitaptaki 12 Girişimci/Yöneticiden aldığımız 144 ders, bize aynı zamanda yerli bir girişimcilik kuramının ipuçlarını veriyor.

  • Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?

    Daha önce yayımladığımız Küller ve Kemikler’deki dolaylı anlatımın aksine bu sayfalarda, sinemaya âşık bir yüreğin çektiği acıları doğrudan bir anlatımla okuyabileceksiniz. Uluçay’ın Türk sinemasının hemen hemen her kesimiyle kurduğu ilişkileri, hastalığı sebebiyle çektiği zorlukları, bir film çekebilmek için yaşadığı sıkıntıkları, yoksunlukları; kısacası sinema aşkıyla hayat bulan bir yüreğin acılarını…

  • Bilincin Gizemi

    Niçin bunca zaman bilincin bir şey ifade etmediğini, önemsiz olduğunu düşündük? Buradaki paradoks, bir kimsenin herhangi bir şeyi önemsemesini mümkün kılan koşulun bilinç olmasıdır. Bir şeyin önemli olması veya önem taşıması ancak ve ancak bilinçli failler için söz konusu olabilir... Beynin bilinci nasıl oluşturduğunu biyolojik ayrıntılarıyla kavradığımız zaman bilinci de anlamış olacağız. Beyin, bilinçli durum ve süreçlerimize tam olarak nasıl neden oluyor? Bu durum ve süreçler beynimizin ve hayatımızın genelinde tam olarak nasıl iş görüyor?

  • Küresel Çağda Tarih Yazmak

    Geçmişin, tanımı gereği bittiği düşünülebilir; fakat geçmiş her zaman değişir çünkü tarihçiler ve tarihin amacı değişmektedir. Geçmişte yeni şeyler aradığımızda –antik zamanlardaki siyasi liderlik örnekleri, ulusun yükselişinin öyküsü, belirli gruplara yönelik zulüm ve dışlamanın sebepleri, küreselleşmenin yayılması– en nihayetinde beklenmeyen kaynaklar buluruz ve öngörülmemiş sonuçlara ulaşırız. Bu çeşitlilik tarihin kırılganlığı ya da ehemmiyetsizliğine veyahut tarihçiye has tarafgirlik ve önyargılara dair bir gösterge değildir. Görüş, bir bakış açısı olmadan meydana gelemez. Tarihin amacının durmadan evrilmesi, daha ziyade, onun canlılığının bir işaretidir. Her yeni dönem, kendisinin zaman içindeki konumuna dair bir kavrayış arar ve tarih olmadan buna sahip olamaz.

  • Zarifoğlu’nu Okumak

    Vefatının 30. yılı vesilesiyle Cahit Zarifoğlu’na dair yeni bir şeyler söylemek istedik; onun zihin dünyasına bir adım daha yaklaşmak belki de... Bu çalışma, biyografik bir derleme değil, Zarifoğlu’nun sanatını ve düşünce dünyasını, kendi eserlerine odaklanarak farklı yazarların bakış açıları üzerinden anlamak için yeni soluklar arama çabasıdır. Şiirlerinden ve kimi metinlerinden yola çıkarak onu yeniden ‘okumaya’ çalıştık. Cahit Zarifoğlu’nun bir şair ve yazar olarak meramını anlamanın yolu, ‘insan’a nasıl baktığını görebilmekten geçiyor kabulünden hareket ettik.

  • Roman Diliyle İktisat

    Roman, siyerin sunduğu Hakikat’tan kopmuş bir dünyanın ‘gerçekliğini’ ifşâ ve tartışma bilimidir. Teşhir ve müzakere sanatı. Bilim ve Sanat. Romancı, tarihsel bir dünyanın küçük tanrısı. İlhamını Tanrı’dan ve tarihten alıyor. Ve asla gelişigüzel hareket etmiyor. Yarattığı dünyanın yasalarını, o da kahramanları ve okuyucularıyla beraber keşfediyor. Bilim soneki düşünceye itibar kazandırıyorsa ve Marx, Weber ve Durkheim’ın eserlerine toplumbilim diyorsak; Balzac, Dickens ve Tanpınar’ın yazdıklarına da romanbilim demeliyiz. İki grup da birey ve toplumu anlamaya çalışıyor, üstelik ikincilerin bir de ruhu var!

  • Roman Diliyle Siyaset

    Tarih, geçmişte yaşadıklarımız değil, gelecekte yaşamayı düşlediklerimizdir. Ulu Hakan da, Kızıl Sultan da aynı kişidir ve tarihsel zaman içinde değil, düşsel zaman içinde ‘yaşamış’tır. Olgusal değil, kurgusaldır. Geçmişe değil, bugüne ve daha da çok yarına aittir. Abdülhamid veya Mustafa Kemal, et ve kemikten insanlar değil, özlemlerimizin ete kemiğe bürünmesidir. Özlem, arzu ve çıkarlarımızın. Gılgamış’ı hatırlayalım, “üçte ikisi Tanrı etinden, üçte biri insan.” Tarihin de üçte biri hayattır, üçte ikisi roman!..

  • Eskimeyen Filmler 2 / Timeless Movies 2

    Eskimeyen Filmler 2/Timeless Movies 2 kitabında klasikleşmiş Türk filmlerinden Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990), Sevmek Zamanı (1965), Umut (1970) ve Yangın Var (1960); gizli hazineler bölümünde Camdan Kalp (1990), Faize Hücum (1982), Gölge Oyunu (1992), Gramofon Avrat (1987), Kahveci Güzeli (1941), Reis Bey (1988) ve Selamsız Bandosu (1987); Yeni Türk Sineması’nda taşra temsili teması altında ise Kız Kardeşim: Mommo (2009), Tepenin Ardı (2012), Vizontele (2000) ve Yozgat Blues (2013) filmleriyle ilgili çeşitli akademisyen ve yazarların yazılarına yer verildi.

  • Rastlantı

    Bilim devrimi ve Aydınlanma çağının evren tasavvuru rasyonel bir zihnin varacağı son mantıksal nokta olarak tasarlanıyordu. Oysa ki 20. yüzyılda evrenle mantık arasında ontolojik bir birlik olmadığını anlamış olduk. Evreni artık mantığımızın sınırlarının dışına çıkan özgür bir eylemlilik olarak tasarlıyoruz. Bu özgürlüğün temel fenomeni rastlantıdır. Bu kitapta rastlantı fenomeni ile örülmüş bir yapı olan evreni anlayabilmek ve ona metafizik/kozmolojik bir zemin kazandırabilmek için rastlantı kavramı tüm gerçeklik düzlemleri bağlamında ele alınacaktır.

  • Bilinç Üzerine Konuşmalar

    Benlik ne olabilir? Bilincin özünde öznellik yatar ve öznel deneyim deyince her zaman bu deneyime sahip olan birine, diğer bir deyişle bir benliğe işaret ediliyor gibi anlarız. Ama nasıl bir şeydir ki bu deneyimleri deneyimleyen? Ya da daha beter bir soru soracak olursak: Deneyimleyen bu kimse beyinde neye karşılık gelebilir? Nörobilim geliştikçe ve beyin hakkındaki bilgilerimiz arttıkça yavaş yavaş görme, öğrenme, bellek, düşünme, duygular gibi işlevleri kavramaya başlamamız. Peki, bu kavrayışımız tamamlandığında, dışarıda henüz açıklamamış olduğumuz bir şey –bilinç– kalacak mı?

  • Duruş

    Hayat daha nice şeyler öğretecek bize. Hayatın kendisinden daha etkili bir rehber yoktur. Sözün sonu olmaz, sözün sonu son nefeste söylenir. Aslında aldığımız her nefes o son nefes, ettiğimiz her söz o son söz içindir. O son nefes aldığımız ilk nefes gibi bizi yeni bir hayata hazırlar; son söz ise yaşadığımız bütün hayatın özetini oluşturur. Hayat dediğimiz uzun ve çetin yolda hep o son sözün güzel, son nefesin vuslat ve geride bıraktığımız sadanın hoş olması için çalışırız. Seni hayatta da tarihte de özne kılacak olan o anlam derinliğidir. Özne olmak ise insanın önce kendisiyle barışık olması demektir. Sözün özünü bir kez daha tekrarlayalım; en güçlü kişi kendisiyle barışık olandır.

Yeni Çıkanlar

Medeniyetlerin Ben-idraki
Ahmet Davutoğlu

Son dönemde en çok kullanılan ama üzerinde en az tefekkür edilen kavramların başında medeniyet ve onunla irtibatlı tanımlamalar gelmektedir. Bu kitap, kapsayıcılığı, bütüncül niteliği ve oluşturduğu geniş anlam haritası ile son derece önemli bir muhteva barındıran medeniyet kavramı ve teorisi etrafında bir zihnî yenilenme gerçekleştirebilmek amacıyla kaleme alınmıştır.

Medeniyet Dönüşümü
Ahmet Davutoğlu

Bugün Müslüman toplumların aydınları ve siyaset yapımcıları bu yüzleşmeyi düşünce özgürlüğü içerisinde rasyonel ve samimi bir şekilde gerçekleştirmekle sorumludurlar. Bu kitap böylesi bir yüzleşmeyi yapabilmek amacıyla daha Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kaleme alınmıştı. Şimdi Türkçe olarak yayınlanan bu eserin, son çeyrek asırda zarureti daha da belirginleşen böylesi bir yüzleşmeye katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.